El Plan: Fernando Alonso

Yazar: Mert Erdem

2001 yılında Minardi ile Formula 1’e geldi, dört yıl sonra ilk şampiyonluğunu kazandı. Bu yazımda şampiyonluklarıyla beş senelik Ferrari-Schumacher dominasyonuna son veren, yaşı ilerlese de hırsı hiç bitmeyen, 92.500 km’nin üzerinde mesafe ile Formula 1 tarihinin en çok mesafe kateden pilotu olan El Nano’nun hayatına kısaca göz atıyoruz.

Fernando Alonso Diaz, 29 Temmuz 1981 yılında, İspanya’ya bağlı özerk bir bölge olan Oviedo’da dünyaya geldi. Beş yaşında kartinge başlayan Alonso, amatör bir yarışçı olan babası tarafından sürekli desteklendi. Yarışlar için küçük yaştan itibaren ülkesinin her noktasını gezen Alonso; 1994, 1996 ve 1997 yıllarında üç karting yarışı kazandı. Aynı zamanda 1996’da World Junior Karting Şampiyonası’nda da 1. olan bu genç yeteneğin adı yarış camiasında yayılmaya başlamıştı bile.

1999 yılında, F1 takımlarından Minardi’nin eski pilotu Adrian Cantos’un yardımıyla katıldığı Euro Open yarışında şampiyon oldu. Bu başarı İspanyol pilota Formula 3000 yarışçısı olma yolunu açtı. O sezon Formula 3000’de şampiyon olan genç pilot, böylece hayallerindeki yer olan Formula 1’e transfer oldu.

Alonso, F1 kariyerine 2001 yılında Minardi takımında başladı. Dönemin Benetton takım patronu Falvio Briatore, Alonso’nun kariyerinin sorumluluğunu üstlenmiş ve onu takıma yönlendirmişti. İlk yarışına Avustralya’da çıkan İspanyol pilot, Mike Thackwell ve Ricardo Rodriguez’den sonra bir Grand Prix’e başlayan en genç üçüncü sürücü oldu. Dönemin Minardi aracı olan PS01 rekabetçi değildi, bu sebepten Alonso puantaj anlamında -ki o dönem yalnızca ilk 6 puan alıyordu- herhangi bir başarı gösteremedi. Çaylak sezonunda Almanya GP’de elde ettiği 10’unculuk ve Japonya GP’de elde ettiği 11’incilik onun en iyi performanslarıydı.

Fernando Alonso & Renault R23

2002 yılında Benetton takımını devralan Renault takımında tam zamanlı pilot olmak yerine test sürücüsü olan Alonso, sezon boyunca tam 1642 turluk test gerçekleştirdi.

2003 yılı için ise Renault, güçlü bir sezon geçirmiş olan Jenson Button’ın yerine (eminim ki sıkı F1 takipileri içinde bulunduğumuz yılda bile bu transferi tartışıyor ve ‘Button’ı niye bıraktılar ki abi…’ diyorlardır) koltuğu Alonso’ya emanet etti. Bu kararın altının doluluğu ise çok kısa sürede kanıtlandı; sezonun ikinci yarışı olan Malezya GP’de Alonso, Formula 1 tarihindeki en genç pole pozisyonu sahibi oldu. Ancak yarışı, deneyimli rakipleri Raikkonen ve Barrichello’yu arkasında tutamayarak 3. sırada bitirdi. Sezonun devamında Brezilya yarışında da 3. olan, kendi evindeki GP’yi 2. sırada bitiren Alonso, böylece sürücüler şampiyonasında 3. sıraya kadar çıkmış oldu. Devamında da güçlü performanslarına devam eden Alonso, Macarsitan GP’sini adeta domine etti; pole pozisyonundan başlayarak ve neredeyse tüm turları lider giderek kazandı. Yarış içerisinde son şampiyon Michael Schumacher’e de tur bindirerek göz dağı veren El Nano, bu galibiyetiyle de tarihin en genç yarış kazanan sürücüsü oldu.

Ne yazık ki, sezonun kalan 3 yarışında Alonso sadece 1 puan alabildi. Topladığı 55 puan ile sezonu ancak altıncı sırada bitirebilen El Nano, yine de daha deneyimli takım arkadaşı Jarno Trulli’ye 22 puan fark atmıştı ve daha komple bir pilot olduğunu açıkça belli etmişti.

2004 sezonunda Renault’da kalan Alonso, iyi bir performans sergileyerek 4 podyum ve 4 dördüncülük elde etti, ancak hiç galibiyet alamadı. Sezonun ilk yarışı olan Avustralya’da gözle görülür şekilde baskın olan Ferrari’nin arkasında geride kalanların en iyisi oldu ve üçüncü sırada yer aldı. Sonraki yedi yarışın beşinde de puan toplayan Alonso, ABD Grand Prix’sinde sağ arka lastiğinin patlaması sonucu yarış dışı kaldı.

Pole pozisyonundan başladığı Fransa GP’de Alonso, en büyük rakibi Michael Schumacher’in etkileyici dört pit stop stratejisinden sonra ikinci oldu. Kötü geçen İngiltere Grand Prix’sinden sonra Alonso, Almanya ve Macaristan’da iki podyum daha kazandı. Kalan son üç yarışta da güçlü performanslar sergileyen Alonso, sezonu 59 puanla ancak dördüncü sırada bitirdi.

2005 sezonunun başından itibaren artık yenilmesi gereken adam Schumacher değil, Alonso oldu. Michael Schumacher’in Ferrarisi altı yıl içinde ilk kez yavaşlamaya başladı, Kimi Raikkonen’in McLaren Mercedes’i de hızlı ama dayanıksızdı. Bu esnada Alonso ve Renault, 19 yarışın ikisi hariç hepsinde puan aldı, 14 kez ilk üçe girdi ve 7 kez kazandı; o zamana kadar düzenlenmiş olan en uzun Formula 1 sezonunu başarılı bir şekilde geçirdi.

İlk şampiyonluk – 2005

Alonso’nun neredeyse kusursuz performansı (sezondaki tek sürüş hatası Kanada GP’de liderken duvara vurup sağ arka süspansiyonu kırması ve yarış dışı kalmasıydı) yedi kez şampiyon Schumacher’i Imola’da mağlup etmesiyle daha da perçinlendi. Şampiyonluk tahtına göz dikmiş olan İspanyol pilot; ne zaman hücum edeceğini, nasıl savunma yapacağını, önde götürdüğü bir yarışı nasıl kontrol edeceğini ve nasıl zafer kazanılacağını çok iyi biliyordu. Her iki sürücünün de toplam 6 pole pozisyonu ve 7 galibiyeti vardı ama Alonso’nun adaptasyonu, onu bir adım daha öne çıkardı. Değişen çevre koşullarına hızlı uyum sağlaması, aracı ve lastikleri koruma becerisi, Renault ekibi tarafından verilen talimatlara akıllıca yanıt verme yeteneği ve sayılamayacak daha bir sürü artıları ile Alonso, 2005 sezonunu 133 puan ile zirvede tamamladı. O artık zamanının şampiyonluk kazanan en genç sürücüsü olmuştu.

Medya tarafından kendisinden övgü ile bahsediliyordu ancak o demeçlerini hep “Ben sadece normal bir adamım” diye tamamlıyordu; hızlıca süper star kategorisine terfi etmesi ona mütevazılığından hiçbir şey kaybettirmemişti. Alonso için rekorun ondan önceki sahibi, 1972 yılı şampiyonluğunu 25 yaşındayken kazanan Emerson Fittipaldi “Yetenekli, becerikli ve olgun.. Her yarışı bitiriyor. Rekorum emin ellerde olacak” demişti.

2006 yılına Alonso, Renault F1 takımı ile son sezonu olacağını bilerek girdi. Schumacher’in sezon ortası yapacağı atağa kadar geçen ilk yarışlarda pistin hakim oydu. Önceki sezonun tarih yazan ikilisi bu sezonki şampiyonluk savaşını, daha iyisi mümkün olmayacak bir senaryo ile son yarışa taşıdı.

Sezonun ilk dokuz yarışı sonunda Alonso, potansiyel 90 puanın 84’üne sahipti; hatta bu puan Schumacher’in baskın bir şekilde şampiyon olduğu 2004 sezonunda aldığı puandan daha fazlaydı. Ancak Ferrari yaz arasından sonra piste revize edilmiş bir aerodinamik paket, geliştirilmiş Bridgestone lastikler ve sezon sonunda emekli unvanını onunla birlikte almaya kararlı olan bir pilot ile geri döndü. Bütün bu olanlar arasında Alonso’ya bir darbe de takımından geldi; Renault’nun getirdiği güncelleme paketindeki kütle amortisör sistemi parçası, Ferrari’den kopyalandığı iddiası üzerine yasaklandı.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Alonso Schumacher’e, takım arkadaşı Felipe Massa’ya, onu birkaç kez yarı yolda bırakan aracına, sezonun ikinci yarısına güncellemeler ile avantajlı giren Bridgestone lastikli takımlara (bu takımlar Ferrari ve Toyota idi; o yıl takımlar istediği lastik üreticisinin lastiklerini kullanma konusunda serbestlerdi) boyun eğmedi. Şampiyonluğu son 2 yarışa kadar kovalayan Schumacher’in yine araç sorunu yaşamasıyla Alonso bir kez daha yedi kez şampiyon ve 91 kez yarış kazananı yendi ve üst üste 2. kez şampiyonluk kazanan en genç sürücü oldu.

İkinci şampiyonluk – 2006

Alonso, yeni bir mücadelenin peşinde yıl sonunda Renault’dan ayrıldı ve McLaren’a transfer oldu. Ancak yeni takımıyla ve Lewis Hamilton ile kimyası hiç tutmadı ve bir sene sonra aracın yetersizliği sebebiyle kötü sonuçlar alacağı ve kahrolacağı Renault’ya geri döndü. Başarısızlık ve şanssızlıklarla geçen bu üç yılın ardından Alonso, 2010 yılında Ferrari’den gelen ”takım lideri olma” rolünü düşünmeden kabul etti. Böylece her sürücünün hayali olan kırmızı tulumu o da giymiş oldu ve yeni macerasına da hızlı bir şekilde Bahreyn galibiyeti ile başladı. Şampiyonada da toplam beş yarış kazanan Alonso sezonu Vettel’in arkasında ikinci olarak tamamladı. İlk sezon için iyi bir ivme yakalamış olan El Nano, 2011’de ise Ferrari’nin istikrarsız performansı sebebiyle ancak bir zafer alabildi ve sürücüler sıralamasında dördüncülük ile yetindi.

Destansı geçen 2012 sezonunun yaz arası öncesini çok iyi atlatan Alonso, yaz arası sonrasında Vettel-Red Bull dominasyonuna boyun eğmek zorunda kaldı. Son yarış olan Brezilya’ya olası şampiyonluk senaryolarıyla gelen İspanyol pilot, Vettel’in henüz ilk turda spin atması ve son sıraya düşmesi sayesinde zaman zaman şampiyonluk ihtimaline ucundan sarılmış olsa da, rakibinin yarışı 6. bitirmesiyle umudunu tamamen yitirdi ve sezonu 3 puan geride ikinci olarak tamamladı. Kaybetmiş dahi olsa Fernando Alonso 2012 sezonunu hala, mücadeleci bir şekilde hatasız sürüşleriyle ve şampiyonluk savaşı içinde geçirmesiyle “gelmiş geçmiş en iyi sezonum” olarak nitelendirir.

2013 sezonu da aynı derecede etkileyiciydi. Vettel’in 2012 sonrası daha da baskın olduğu bir yılda (Alman pilot sezonun son 9 yarışını üst üste kazanarak rekor kırdı, dominasyonu varın siz düşünün…) çok iyi yarışlar çıkardı. O sezon Red Bull ve Mercedes’in arkasında en iyi üçüncü araçtan daha fazlası olamayan Ferrari’yi adeta sırtlayan Alonso, toplamda 2 kez kazandı, 5 kez ikinci oldu, sürekli olarak puanlar topladı ve sezonu yine 2. sırada tamamladı.

2014’te aracın ciddi kısıtlamaları El Nano’yu, giderek daha da bocalayan bir Ferrari takımıyla geçirdiği beş yılda ilk kez galibiyetten yoksun bıraktı. Yine de, mevcut sürücüler arasında en iyilerden biri olarak, bir şampiyonluk daha kazanma kararlılığına sıkı sıkıya bağlı kaldı. Bu hedefin peşinde Alonso, daha önce kötü sonuçlanmış olan ilişkilerini ve yaşanmışlıkları bir kenara bırakıp, kendisi gibi 2014’te hiç galibiyet alamayan McLaren’e yeniden katılmayı seçti. Motor tedarikçisi Honda ile de eskiden çok güçlü bir birlikteliği olan Fernando Alonso, artık yeni bir takıma liderlik edecekti.

İki kez dünya şampiyonu için 2015 yılı, McLaren-Honda’nın utanç verecek derecede yavaş olması sebebiyle açık ara en kötü sezonuydu. Alonso sürücüler sıralamasında 17. sırada yer alırken, Mclaren takımlar şampiyonasında ancak 9. oldu. Güvenilmez, dayanıksız ve yavaş olan arabasının sürekli olarak düşük performans sergilemesi Alonso’yu yıprattı. Bu hissiyatlar ile İspanyol pilotun 2016 sezonu da hiç iyi başlamadı. Henüz ilk yarıştan büyük bir kazaya karışan Alonso, yine de sezonun devamında  McLaren-Honda ekibini gururlandırarak  genel sıralamada 10. sırada yer aldı.

2017 sezonuna da yine umutlu ve hırslı girmiş olsa da El Nano, hızı ile Formula 2 motoruna benzettiği aracıyla sadece beş yarıştan puan çıkarabildi ve genel sıralamada 15. oldu. Hatta sezon içinde Alonso, artık dalga geçilen şöhrete sahip aracından öyle bıkmıştı ki, 2017 Monaco Grand Prix’sine çıkmadı ve bir IndyCar yarışına katılarak deyim yerindeyse ”kafasını dağıttı” ancak bu yarışta da Honda marka motoru arıza yaptı ve yarış dışı kaldı.

Sezonun sonunda McLaren, Honda ile olan ortaklığını sona erdirdi ve 2018 için Renault motoruna geçtiğini duyurdu. Bu, geçici de olsa Alonso’yu bir zamanlar hakimi olduğu bu sporda kalmaya ikna etti. 2018’de katıldığı diğer yarış serilerinde, Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nda, ”6 Hours of Spa” ve ”24 Hours of Le Mans” yarışlarında kazanan ekipte bulunan İspanyol pilot, yeteneğinin hala orada olduğunu  ve kötü sonuçların aracın performansından kaynaklandığını doğruladı. Bu sezonda da elinden geleni yaparak genel klasmanda ancak 11. olabilen El Nano için artık veda vakti gelmişti…

Formula 1’de son sıralar için mücadele etmek ve istikrarsız sonuçlar almak artık 37 yaşındaki İspanyol pilota çekici gelmiyordu. Öyle ki sezon sonunda ömrünün neredeyse yarısını geçirdiği bu spordan ayrılmaya karar verdi. 18 sezon ve 300’den fazla Grand Prix’den sonra Fernando Alonso’nun karnesi 32 galibiyet, 22 pole ve 97 podyum olarak tamamlanmıştı. Savaşçı ruhuyla hatırlanmayı tercih etmesine rağmen Alonso, bence etrafı ile yaşadığı yönetimsel olaylarından kaçınıp sürüşüne odaklanmış ve daha iyi kariyer seçimleri yapmış olsaydı çok daha fazlası olabilirdi.

Hamilton ve Vettel ile veda dansı – 2018 Abu Dabi GP

Formula 1’den iki yıl uzak kaldıktan sonra asla pes etmeyen adam olarak bilinen İspanyol savaşçı, yine pes etmedi; 2021 yılında, eskiden Renault olarak bilinen ve iki şampiyonluk kazandığı, yeniden markalaşarak Alpine adını alan Fransız takım ile gride geri döndü.

Ara verdiği süre boyunca Alonso, katıldığı diğer serilerde de iyi performanslar sergilerken Formula 1’i tekrar kazanması zor olacak gibi görünüyor. Son zaferini 2013’te kendi evinde Ferrari ile kazanmıştı ve maalesef ki bu sporu itibarı, bir takım oyuncusu olarak biraz azalmış olarak bıraktı. Umarım ki diğer sürücülerle birlikte yarıştığı diğer seriler ve elde ettiği başarılar ona kokpitte bireysel olarak rekabetçi olmanın ötesinde, bir sürücünün takımına ve ekibine katkısının ne anlama geldiğini daha iyi anlamasını sağlamıştır.

Alpine ile spora geri dönüş – 2021 Bahreyn Test Sürüşü

Başarılı bir sporcu, gitmek için doğru zamanın geldiğini bilmeli ve yerini başkalarına bırakmalıdır. Kayda değer istisnalar arasında, bir şampiyonluk daha kazanmak için geri dönen Niki Lauda ve Alain Prost gibileri olsa da tarih, bıraktıktan sonra daha iyisini yapmak için gaza gelen; ancak yalnızca itibarlarını zedeleyen pilotlar ile dolu.. Alonso’nun El Plan’ının bu konuda nasıl işleyeceğini ve sonunda başarılı olup olamayacağını zaman gösterecek ancak tutkulu bir Formula 1 hayranı olarak bana Alonso’nun gridde bulunması her zaman heyecan veriyor. İyi ki doğdun şampiyon !

Kaynak: 123

Bu yazılar da hoşunuza gidebilir

5 comments

Öykü 29 Temmuz 2022 - 15:23

Elinize sağlık Kaliteli bir içerik olmuş

Cevap
Barış 29 Temmuz 2022 - 15:24

Çok bilgilendirici bir yazı olmuş, elinize sağlık

Cevap
ERDEM 29 Temmuz 2022 - 15:45

Gridin en komple pilotu, açık ara ! Efsaneleri severiz

Cevap
Başak 30 Temmuz 2022 - 12:33

kaleminize saglik.cok bilgilendirici olmus.

Cevap
Şerif 30 Temmuz 2022 - 17:15

En sevdiğim iki pilottan biri olan Alonso ya yakışır bir yazı olmuş.Eline sağlık.

Cevap

Yorum Yap