Club Brugge’de Bir Türk Scout: Halis Yen

Yazar: Mehmet Enes Köse

Belçika’nın Club Brugge kulübünde 2017 yılından bu yana Scout olarak görev alan Halis Yen ile scouting, bu alandaki kendi kariyer adımları, futbol kulüpleri için scouting planlaması, futbol sektöründe çalışma hedefleri olan gençlere verebileceği tavsiyeler ve uzun vadede kendi kariyer hedefleri üzerine konuştuk.

Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz? Club Brugge gibi hem Belçika’nın hem de Avrupa’nın köklü kulüplerinden birinde scout olarak görev almanıza kadar olan kariyer adımlarınız nelerdi? 

İsmim Halis Yen, 33 yaşındayım. Belçika’nın köklü kulüplerinden Club Brugge’ün bünyesinde son dört yıldır scout (gözlemci) olarak görev yapıyorum. Onun haricinde UEFA B lisansımı almış bulunuyorum ve ayrıca bir yandan da kondisyon antrenörlüğü eğitimlerimi de sürdürmekteyim. Yeşil sahalardaki kariyerime futbolcu olarak beş yaşında başladım, 20 yaşında futbolu bırakıp eğitime yöneldim. Ancak futbolu bıraktıktan sonraki yıllarda da hep futbolun içinde kalabilmeyi hedefledim. 2017 yılında bu amacıma ulaştım ve bu kez sahalara antrenör ve gözlemci olarak geri döndüm. Belçika Futbol Federasyonu’nun organize ettiği antrenörlük kurslarına katıldım. İlk antrenörlük ve gözlemcilik deneyimimi ise Sporting Hasselt kulubünün U9 ve U10 takımlarında yaşadım. Sporting Hasselt’te geçirdiğim yarım sezonun ardından Club Brugge ile anlaştım. Kendime göre daha futbolun içinde henüz çok yeniyim ve kendimi geliştirebilmek adına her gün farklı şeyler öğrenebilmek için elimden geleni yapıp, bir yandan da futbolla iç içe olmanın keyfini sürmeye çalışıyorum.

Özellikle son dönemlerde Club Brugge kar marjı oldukça yüksek oyuncu satışlarına imza attı. Siz de Club Brugge’ün Scouting departmanında görev alan biri olarak bu başarının nasıl bir planlama dahilinde gerçekleştiğinden bahsedebilir misiniz?

Club Brugge, Bart Verhaeghe’nin kulübün 2012 yılında en büyük hissedarı olmasından sonra her takımın yapmak istediği adımları attı. Son derece planlı gerçekleşen bir yapılanma ve kulübün işleyişine dair her alanda doğru profildeki insanlarla çalışma prensibi, Club Brugge’ü bugün bulunduğu bu konuma getirdi. Sadece altyapıda 33 tane gözlemci yani scout var. Örneğin; Brüksel civarında dört, Anvers civarındaki bölgede de dört tane olmak üzere bu gözlemci ağı ülkenin her bir noktasına dağılmış durumda. Benim gözlemci olarak görev alanım ise Limburg ve Wallonie bölgelerini kapsamakta.

Gözlemciler olarak haftada 100’den fazla maç izliyoruz ve bu maçlardan beğendimiz oyuncuların sahip olduğu tüm özellikleri içeren raporlamalar yapıp bu raporları kulübe sunuyoruz. İzlenen ve beğenilen bir futbolcunun ise en az beş gözlemcinin incelemesinden geçmesi gerekiyor. Daha sonra ise bu oyuncularla ile görüşme yapıyoruz.  Mesela Anderlecht’te oynayan ve çok beğendimiz bir futbolcu varsa bu oyuncuya Brüksel’den bir gözlemci gidip bakıyor. Ertesi hafta Anderlecht’in Limburg bölgesinin bir takımı olan KRC Genk ile maçı olursa da aynı oyuncuyu görevim gereği ben izlemeye gidiyorum. Oyuncunun maç içi performansını takip ettikten sonra da artıları ve eksileriyle detaylı bir raporlama yapıyoruz. Ayrıca görece daha küçük takımlarda oynayan genç futbolcuları da seçmelere davet edip orada takip ediyoruz. Bu sistemle çalıştığımız ve anlaşmalı olduğumuz toplamda üç tane takım var. Bu kulüplerde forma giyen küçük yaştaki futbolcuları da antrenman için kilometrelerce mesafe getirip götürmüyoruz, kulübümüzün kendi antrenörleri belli zaman dilimlerinde o kulüplerin tesislerinde antrenmanlara katılım gösteriyor.

A takımdaysa menajerler aracılığıyla transfer yapılmıyor, sportif direktör ve teknik direktör yapılacak transferler için her zaman ortak karar veriyor. Teknik direktörler tek başına karar alma yetkisine sahip değil. Teknik direktör istediği mevkilerde ve profillerdeki oyuncu tiplemelerini scouting departmanına iletiyor ve gözlemciler kulübün sahip olduğu sistemden uygun oyuncuları bularak takip etmeye başlıyor. Kulüpteki bu işleyişte teknik direktör kadar gözlemcilerin de karar alma hakkı var. Sonuç olarak baktığınızda yapılacak transfer bir nevi yapılan yatırım ve bu sebeple ortak kararlar alınıyor. Son yıllarda Club Brugge’ün yaptığı transferler arasında sadece Mbaye Diagne’nin ters teptiğini söyleyebilirim.

Teknik ekip kesinlikle scouting departmanı ile beraber çalışıp karar verebilmeli. Bir oyuncuyu takıma kazandırmadan önce scouting departmanı olarak biz o oyuncunun artılarını ve eksilerini, sakatlıklarını, eğitim hayatını, nasıl bir birey olduğunu, etrafındaki insanlarla iletişimini, sosyal hayatını öğrenmeye çalışıyoruz. Tüm bunların sonunda belli bir kanıya varmayı hedefliyoruz ve bu da teknik ekibin alacağı kararda çok büyük bir öneme sahip oluyor.

Belçika futbolunun yakaladığı jenerasyon ve milli takımlar seviyesinde gelinen başarılı nokta ortada. Belçika’da altyapılara ve gözlemciliğe verilen önemi orada yaşayan ve futbolun içinde aktif görev alan biri olarak nasıl anlatırsınız?

Öncelikle altyapı sisteminin kurulması sadece kulüplerimizin bir sorunu veya sorumluluğu değil. Belçika ülke olarak futbola ve spora çok büyük yatırımlar yaptı. Var olan yetenekleri nasıl geliştiririz sorusundan yola çıkarak oldukça nitelikli bir eğitim sistemi oluşturdular ve yıllar sonra bu çalışmaların meyvesini FIFA dünya sıralamasında birinci olarak topladılar. Hem sahip olunan tesisleri ve tesisleşmeyi bir üst seviyeye taşıdılar hem de geliştirici üst düzey antrenörler yetiştirerek bu insanların bilgi ve birikimlerini oyunculara aktardılar.

Belçika Futbol Federasyonu kendi bünyesinde görevli olan bütün antrenörlere büyük önem veriyor ve onların gelişimleri için sürekli olarak çok sayıda seminer veya kurs düzenliyor. Altyapıya sabırla oldukça iyi planlanmış bir sistem kurup, sabırla bekleyip meyvelerini yıllar sonra aldılar. Şu an baktığımızda milli takımda forma giyen neredeyse her oyuncu dünyanın sayılı kulüplerinde oynuyor. Aslında bunu ülke olarak bizim de başarabilme potansiyelimiz var. Burada tek husus sabır ve gençlerin gelişimi. Bunu başarabilmenin tek yoluysa tüm kulüplerimizin ve TFF’nin ortaklaşa bir yol haritası çıkarabilmesinden geçiyor.

Mesela güzel bir örnek vermem gerekirse Club Brugge’ün U8 ve U12 yaş kategorileri arasındaki takımları için ayrı antrenman tesisi var. Gelecek hafta ise kulüp bir başka tesis açıyor ve burada da sadece U15 ve U16 takımları çalışacak. A takımın ve U18’in de yine kendi antrenman tesisleri var. Türkiye’de üç büyükler dediğimiz hangi kulüpte böyle bir imkan var? Mesela Florya Metin Oktay tesislerinde toplamda beş veya altı tane saha var ve bunların halihazırda iki tanesi A takım için kullanılıyor. Geriye kalan sahalar ise tüm alt yaş takımlarında bulunan genç kardeşlerimiz için. Bu çocuklardan aynı gelişimi nasıl bekleyeceğiz? Genç oyuncu yetiştirmenin kulüplerimiz için bir mecburiyet değil, hedeflenen ve uygulanan bir politika olması lazım.

Türkiye’de de son zamanlarda futbolculuk geçmişi olsun ya da olmasın futbola ilgili insanlar oyuncu gözlemciliğine büyük ilgi duyuyor ve bu alanda bir kariyere sahip olmak istiyorlar. Genç yaşta bu alanda kariyer adımlarını tırmanan biri olarak onlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Twitter’da bu alanda takip ettiğim birçok insan var. Scouting konusunda kendi imkanlarıyla veya profesyonel olarak bir şeyler yapmaya çalışan herkesten aslında ben de her gün bir şeyler öğreniyorum. Ama ne yazık ki Türkiye’de bu insanlara fırsat ve şans verilmiyor. Mesela geçtiğimiz günlerde yine Twitter’da çok ilginç bir olaya denk geldim. Karagümrük’ün İtalyan teknik direktörü Francesco Farioli sosyal medyada bir kişinin fikirlerini beğendiğini dile getirmişti. Bu kişi sosyal medya hesabında kendi çapında düzenli olarak analizler yayınlayan biri ve Farioli tarafından keşfedilip, teknik ekibinde yer alma fırsatını yakalamıştı. Maalesef Türkiye’de böyle bir şans belki de yüz kişiden birinin ancak önüne gelir diye düşünüyorum. Yurt dışında bu olaylar biraz daha kolay. Bu alanda çalışmaya isteki biri olarak gerekli eğitimleri almaya başladığında CV’ni gerekli yerlere yollayıp staj yaparak kendini geliştirebiliyorsun. Benimle iletişime geçen insanlara her zaman söylediğim en önemli şey ise bu alandaki uluslararası scout sertifika programlarına katılıp kendilerini geliştirmelerini tavsiye etmek oluyor. TFF’nin düzenlediği scouting kurslarına katılmak da ülkenin ekonomik durumu göz önüne alındığında ne yazık ki oldukça masraflı. Bu sebeple bu alanda ilerlemek isteyenlerin fırsat bulabildikçe stajyerlik seviyesinde de olsa bir yerlerde çalışmaya başlamaları Türkiye özelinde atılacak en mantıklı adım diyebilirim.

Bildiğim kadarıyla aynı zamanda UEFA B Lisansı’na da sahip bir antrenörsünüz. Bu alanda attığınız adımlardan, gelecek planlarınızdan ve Avrupa futbolundaki antrenör yetiştirme sisteminden bahsedebilir misiniz? 

Belçika Futbol Federasyonu antrenörlük kurslarını mümkün oldukça herkesin katılımına açıyor ve daha çok eğitimli antrenör yetiştirebilmek için elinden geleni yapıyor. Futbolcu olarak bir geçmişiniz olsun veya olmasın açılan bu kurslara katılım göstererek antrenörlük kariyerine adım atabiliyorsunuz. Ayrıca hem federasyon hem de devlet kulüpleri bu konuda teşvik edebilmek amacıyla maddi destek de sağlıyor. Mesela benim UEFA B Lisansım olduğu için çalıştığım kulüpten aldığım maaşın bir kısmına federasyon ve devlet maddi destek sağlayıp aynı zamanda kulübün ödediği vergi için de indirim imkanı sunabiliyor. Ve buradaki çoğu kulüp kendi bünyesinde iki sene boyunca görev yapmanız halinde antrenörlük lisanslarınızı alırken harcadığınız kurs masraflarını da karşılıyor. Bu sayede hem kendinizi geliştiriyorsunuz hem de çalıştığınız kulüp bu süreçte sizin üzerinizde oluşacak maddi yükü azaltmış oluyor. İlk scouting kursuma katılmak için 100 Euro’luk bir ödeme yaptığımı hatırlıyorum. UEFA’nın düzenlemiş olduğu antrenörlük lisans kurslarının fiyatlandırmasını da insanları bilgilendirmek adına paylaşabilirim: UEFA C Lisansı – 225 Euro,  UEFA B Lisansı – 400 Euro , UEFA A Lisansı – 1895 Euro. Ayrıca ek bir bilgi olarak; Belçika’da 2018 yılında 1349, 2019 yılında 1528, 2020 yılındaysa 1675 kişi çeşitli lisans kurslarını tamamlayarak antrenörlük diplomasını almaya hak kazanmış. Bu bile çoğu şeyi özetlemek için yeterli diyebilirim.

Türk futbolunun içinde bulunduğu ekonomik dar boğazı da göz önünde bulundurursak, takımlarımız için scouting departmanları ve altyapı yatırımlarının biraz mecburi de olsa daha çok önemsenir hale geldiği bir duruma geldik. Size göre bu alanlarda nasıl adımlar atılmalı?

Scouting’i kesinlikle bir çok değerli bir yatırım olarak algılamamız lazım. Scouting departmanı oyuncularla alakalı gerekli her şeyi araştırıp, sonrasında antrenöre veya sportif direktöre detaylı raporlar sunuyor. Yapılan bu araştırmaların sonucunda kulübün kasasından ne kadar daha az para çıkar veya transfer edilecek oyuncudan uzun vadeli olarak ne kadar daha fazla kar edilebilir bunlara bakmak gerekiyor. Bir oyuncunun maliyeti yüksekse ve  kulüp olarak bu maliyeti karşılayamayacak durumdaysanız tek bir oyuncu üzerinde takılıp kalmamak gerekiyor. Buradaki en önemli konu sabır. Kulüplerin borçları bir günde oluşmadı ve bir günde de bitmeyecek. Ama akıllı stratejiler ve doğru mali planlamalar ile bu konularda da başarılı olmak mümkün. Türk futbolu için yapılabilecekler arasında belki de en öncelikli olması gereken şey halihazırda Belçika’nın da uyguladığı gibi antrenörlük kurslarını olabildiğince artırmak. Eğer bu kurslarla nitelikli antrenörler yetiştirebilirseniz bu antrenörler de kaliteli futbolcular yetiştirmekte sizin için önderlik edebilirler. Ayrıca TFF’nin özellikle genç kardeşlerimizin kullandığı antrenman tesisleri ve sahalarının şartlarının iyileştirilerek modernize edilmesi için elinden geldiğince kulüplere maddi destek vermesi gerekiyor. Çünkü Avrupa’da karşılaştırılan ülkelerle aynı koşullara sahip olmayan futbolcularımızın aynı gelişimi göstermesini beklemek onlara da bir yandan haksızlık etmek oluyor. Ve tabii aynı tesis koşullarının A takım seviyesinde de iyileştirilmesi gerektiğini kariyerime devam ettiğim Belçika’ya da bakarak rahatlıkla söyleyebilirim.

Bana göre yapılması gereken en doğru şey yetenekli bir oyuncuyu küçük yaşlarda takıma kazandırıp daha sonra gelişimini A takımda da devam ettirmesini sağlayarak olası bir transferde de takım için mali açıdan en karlı anlaşmayı elde edebilmek. Ozan Kabak, Cengiz Ünder ve Yusuf Yazıcı gibi genç oyuncularımızda olduğu gibi. Elbette bu konuda gerçekçi olunması gerektiğinin farkındayım, altyapınızdan her sene bu seviyede bir yıldız adayı oyuncu çıkaramayabilirsiniz ama alt yaş gruplarında kuracağınız kaliteli bir scouting ağı ve doğru yatırımlarla düzenli olarak kendi bünyenizden böyle oyuncular çıkarıp olası transferlerden elde edeceğiniz maddi kaynakla borçlarınızı da bir plan dahilinde eritebilirsiniz. Türkiye’de biraz isim yapmış oyuncular bile rahatlıkla milyon euro’luk kontratlara imza atabiliyor. Bunlar maalesef her zaman ödenebilecek paralar değil. Transfer ettiğiniz oyuncuları her zaman bir yatırım olarak görmeniz lazım. Olabildiğince az maliyetle transferler yaparak bu oyuncuları geliştirdikten sonra kulüp için mümkün olduğunca yüksek maddi getiri sağlayabilmek ana amaç olmalı. Bu sistemi dünyada en doğru ve başarılı şekilde uygulayan kulüp bildiğiniz gibi Ajax.

Türkiye Futbol Federasyonu ve A Milli Takım’dan sizinle iletişime geçen insanlar oldu mu?Futbolumuza verebileceğiniz katkıları da düşünürsek, bu noktada geleceğe dair planlarınız var mı?

TFF ile çoğu kez irtibata geçmeye çalıştım ama ne yazık ki geri dönüş alamadım. Takip ettiğim hocalarımız elbette var ama ne yazık ki onların da yapabilecekleri çok bir şey yok. Hayalim TFF ve Milli Takımlarımız için çalışarak Belçika ve diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçi gençlerimizi Türk futboluna kazandırmak. Ayrıca 2021-2022 sezonu sonunda büyük ihtimalle scoutluk yapmayı bırakıp kariyerime kondisyon antrenörü olarak devam edeceğim, şimdilik planlarım bu yönde. Beş sene içerisinde de UEFA A ve Pro Lisans diplomalarımı alıp antrenörlük konusunda kendimi geliştirerek kariyer olarak gelebileceğim en üst noktayı hedefliyorum. 

Bu yazılar da hoşunuza gidebilir

Yorum Yap