Adanmışlık, Vizyon ve Keşkeler: Cam Adam Litmanen’in Hikayesi

Yazar: Murat Can Belli
Doksanlı yılların ortalarında Ajax, dünya sahnesinde yeniden zirvedeydi. Louis Van Gaal’in bu harika takımının başrollerinden Jari Litmanen, yaptıklarıyla hem Finlandiya hem de dünya futbol tarihine geçmiş vaziyette. Hayranlık uyandırıcı kariyerinde şanssızlıklar, keşkeler barındırsa da etkisi bunları ikinci plana atacak kadar büyüktü.

Finlandiya’nın bir işçi kenti olan Lahti’de sporcu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Litmanen’in sporla iç içe olmaması düşünülemezdi. Gençliğinde buz hokeyi oynamış olsa da daha sonrasında futbola geçiş yaptı. Avrupa’da büyük bir kulüpte oynamak istiyordu. Vizyonu ve tekniğiyle kendisini izleyen herkesi hayran bırakacak cinsten bir oyun tarzına sahipti. Bu nedenle MyPa 47’de oynarken büyük takımların dikkatini çekmişti bile. O ise tercihini dönemin güçlü ekiplerinden olan Ajax’tan yana kullanacaktı.

Başlangıç onun için kolay olmadı. Yeni bir şehre, ülkeye ve kültüre alışmak herkes için zordur. Nitekim o Ajax’taki ilk yılında hem bunu tecrübe ederken hem de ilk 11 dışında kalmayı kabullenmek zorundaydı. Mevkiindeki diğer bir oyuncu, o dönemin süper starlarından Dennis Bergkamp’tı. Bergkamp’ın Inter’e transferi sonrasında Litmanen takımın on numarası olmuştu bile. Dönemin Ajax teknik direktörü Louis Van Gaal, bu geçişin takıma olan katkısı üzerine şunları söylüyordu:

”Jari’nin harika bir vizyonu vardı. Sahada her zaman özgürdü. Ona her zaman izin verebilirsin. Çok hızlı değildi ama her zaman tam zamanında, yerinde olurdu. O savunma da yapardı. Bergkamp bunu yapmazdı. Ajax için Dennis’in gitmesi ve Jari’nin gelmesi mükemmeldi.”

Genç ve yetenekli Ajax kadrosu yıllar geçtikçe daha çok dikkat çekmeye başlamıştı. Frank Rijkard, Clarence Seedorf, Edgar Davids gibi isimlerin uyumu ve Total Futbol’un harika uygulanması bu takımın şanını arttırdı. Takımını 3-4-3 şeklinde sahaya dizen Van Gaal, orta sahayı 1-2-1(baklava) biçiminde kurgulamıştı. Jari Litmanen de bu sistemde hücuma dönük orta saha oyuncusu olarak oynuyordu. Ajax bu kadroyla altın çağlarından birini yaşadı. Jari Litmanen bu altın çağda dört Eredivisie (Ajax’a ikinci gelişinde bir tane daha kazandı), bir Şampiyonlar Ligi, üç Hollanda Kupası zaferi tattı. Finalini penaltılarla kaybettikleri 1995-96 Şampiyonlar Ligi sezonunda da gol kralıydı. Oyun tarzının büyüleyiciliği ve tekniğin muhteşem bir vizyonla birleşimiyle döneminin öne çıkan oyuncularından olacaktı. Top ayağına geldiğinde onu bir şekilde kaleye gideceğini hissettirirdi, bu da takdir edersiniz ki özel oyuncuların yapabileceği bir şeydir. Aynı zamanda ilk kez bir Fin, Avrupa futbolunun bir numaralı kupasını kazanmıştı. Etkisi öyle bir noktaya ulaştı ki, o yıllarda Hollanda’da doğan çocuklara Jari ismi verilmeye başlandı. Jari Litmanen artık dünya çapında bir yıldızdı.

Kariyerindeki hızlı yükseliş ona Barcelona’nın kapılarını açmıştı. Ajax’ta yıllarca çalıştığı Louis Van Gaal’den de ayrılmamış olacaktı üstelik. Ne var ki alışma süreci onun için yine zor geçti. Ajax’ta Bergkamp ile yaşadığı durumu bu kez de Rivaldo ile yaşıyordu. Bu iki problem birleşince Litmanen’in Barça’daki başlangıcı beklentilerin altında seyretti. İkinci senesinde de Van Gaal ayrılmıştı, birkaç oyuncuyla beraber transfer listesine konulacaktı. Ayrılık, ona hayallerini gerçekleştirme yolunda bir fırsat sundu. Kendisinin çocukluk idollerinin Kevin Keegan ve Kenny Dalglish olduğu biliniyordu. Dolayısıyla bir gün Kırmızılar için oynamak gibi bir isteği vardı. Takvimler 2001’i gösterdiğinde bu hayal gerçeğe dönmüştü.

Liverpool’a gelmesinden herkes memnundu fakat işler yine istenildiği gibi gitmeyecekti. Yaşadığı bilek sakatlığı sezonun tamamında oynamasına engel oldu. Liverpool’un o sezonda oynadığı üç finali de (Lig Kupası, UEFA Kupası ve FA Cup) bu sebeple kaçırmıştı. Daha sonrasında ise sezonun temposunda bütün yeteneğini sergileyemedi. O dönemin Liverpool teknik direktörü Gérard Houllier, Litmanen’in gelmesinden oldukça memnun olsa da daha sonrasında Litmanen tarafından kendisini yeterince oynatmadığı gerekçesiyle eleştirilmişti. Houllier için de zor bir durumdu çünkü Emile Heskey, Robbie Fowler gibi isimlerin yanında formda olmayan bir Litmanen’i kullanmak mantıklı bir tercih değildi. Litmanen ise oynamak istiyordu. Bileklerini sargıyla bağlıyor ve antrenmanlara devam ediyordu. Pes eden bir yapısı yoktu, ekstra çalışmalar yaptığı de zaten onu tanıyanlarca hep söylenir. Buna rağmen bu hikaye de yarım kalacak ve Jari, efsanesi olduğu yere dönecekti.

Litmanen için kariyerinin devamı pek de parlak olmadı. Sakatlıklar ve form düşüklüğü peşini bırakmayacaktı. Ajax’taki ikinci dönemi sonrasında Malmö, Fulham, Hansa Rostock, Lahti ve HJK’de oynamıştı. Belki hiç Malmö’ye gitmeden kariyerini sonlandırabilirdi ama o milli takımı için oynamaya devam etmek istedi. Bizzat kendisi bu tercihini şöyle anlatmakta:

“Ben, bu takımı sırtlayacak bir potansiyel görene kadar emekli olmayacağım. Ne zaman öyle bir isim çıkar ve ben bu isme güvenirsem, o zaman yeşil zemine vedamı göreceksiniz.”

Jari Litmanen, 21 yıllık Finlandiya Milli Takımı kariyerinde 137 maç oynadı ve 32 kez fileleri havalandırdı. Dediği gibi de yaptı ve 40 yaşında futbolu bıraktı. Bayrağı ise güvendiği isim Teemu Pukki’ye devretti. Haksız olmadığını EURO 2020’ye katılma hakkı kazanan Finlandiya takımından anlayabiliriz.

https://images.cdn.yle.fi/image/upload/f_auto,fl_progressive/q_88/w_1400,h_1400,c_fit/v1510743459/39-4416205a02f564bc827.jpg

Futbola çocukluğundan beri aşık olan bu adamın kariyerinde başarılar olduğu kadar şanssızlıklar da var. Fulham’daki hocası Roy Hodgson onu “futboldaki en şanssız oyuncu” olarak tanımladı çünkü Litmanen Fulham’a imza attıktan sonra antrenmanda kaleci tarafından kafasına yarık açılmış. Bazı sporcular için “sakatlanmasa acaba nasıl bir kariyeri olurdu?” deriz. Jari Litmanen bu soruyu sorabileceğimiz bir isim. Bu nedenle lakabı “Cam Adam” bile olmuş.

Onu tanıyanlar biraz utangaç olduğunu da söylüyor. Bunun yanında futbola ve hayata dair güçlü fikirleri var. Gittiği kulüplerin ve şehirlerin tarihi hakkında okumayı, araştırmayı sevdiğini söylüyor. Futbol bilgisi de oldukça kuvvetli. Buna rağmen antrenörlüğü tam zamanlı olarak hiç denememiş ve şu anda ailesiyle spot ışıklarından uzak sakin bir hayat sürüyor.

Onun hakkında araştırma yaparken dikkat çekici bir şey buldum. Yazıyı onunla bitirmeyi daha uygun buluyorum çünkü ne yazarsam yazayım bunun kadar etkili olmayacaktır.

https://dynamic-media-cdn.tripadvisor.com/media/photo-o/1d/3e/c5/47/the-statue.jpg?w=1200&h=1200&s=1Doğduğu yer Lahti’deki stadyumun dışında kendisinin bir heykeli yapılmış. Heykelin açılışında konuşma yapan Jari Litmanen şu cümleleri kurmuş:

“Heykeltıraş Reijo için bir dileğim var. Umarım heykel tasvir ettiği kişiden daha güçlüdür.”

 

 

 

 

Kaynak: [1]

Bu yazılar da hoşunuza gidebilir

1 yorum

Emre 20 Şubat 2022 - 16:33

Şaheser!

Cevap

Yorum Yap